Oyun Atölyesi’nden İçi Boşaltılmış Macbeth

O akşam Kadıköy’e, Oyun Atölye’sine, Shakespare’in Macbeth’ini, Kemal Aydoğan rejisiyle seyretmeye gittim.

Çok heyecanlıydım.Shakespare’in bende ayrı bir kredisi vardı.Oyun başladı veee….
…………………
Şaşkınlığımı kendimle ve yanımdaki arkadaşımla defalarca paylaştım. Oyunda bazı şeyler vardı ki. Olmamıştı. Olamıyordu, zorluyordu.

Başta, Macbeth rolü. Bu rol için sanıyorum,  güçlü oyunculuk enerjisine sahip olduğundan,  İlker Aksüm düşünülmüştü. Fakat sahnede ne yüksek bir iç aksiyon ne de dış aksiyon vardı. Belli ki çok çalışılmış dış aksiyonlar, oyun içinde  bir matematikle gösterime sunuluyordu.

Shakespare’in  Macbeth’indeki ; oyunun başından sonuna doğru, aşağılardan taa tepelere tırmanan içsel git-gellerin, İlker’in oyunculuğunda esamesi okunmuyordu. İlker, dışavuran bir oyunculukla( ki biz buna forse oyunculuk diyoruz.)sahnede kendini var etmeye çabaladı durdu.

Vee gelelim Lady Macbeth’e…Öylesine özenilecek öylesine güzel bir roldür ki. Benim diyen her kadın oyuncu için biçilmiş kaftandır. Çünkü Lady Macbeth , bir çok kavramı içinde barındırır. Hırsı, kötülüğü, saflığı, kadınlığı, var olmayı, yok olmayı,,,kısacası insan figüründe psikolojik olarak neredeyse tüm katmanları içerir. Oyun Atölyesi’nin sahnesinde gördüğümüz Lady Macbeth ise, sanki rolü önce bir içsel olarak çalışmış, sonra da içini boşaltmış ve öyle sahneye çıkmıştı. Tüm duygular bedende doğruydu, seste, yüzde, vücutta…Fakat ruhu yok olmuştu sanki.

Tam da bu noktada, acaba yönetmenin seçimi mi diye düşündüm. Çünkü, İlker’i de bir çok kez seyretmiş ve oyunculuğunu oldukça içten bulmuştum. Yoksa Kemal Aydoğan böyle bir yönteme başvurmuş, tüm oyunun içini boşaltıp sahneye bu tarz bir yorum getirmeyi mi amaçlamıştı. O zaman söylenecek tek bir şey vardı.  OLMAMIŞTI…

Ne, Macbeth olmuştu, ne de Lady Macbeth bize, görmemiz gereken tüm içsel serüvenleri gösterebilmişti. Bu arada olmayan şeylerden devam edeceksek. İlk sahnede gördümüz Duncan, ikinci sahnede oldukça farklı bir roldeydi. Vee olmamıştı…Bu arada, Ender Yiğit’i bolca başarılı dublajda dinlememin yanı sıra, kendisini sahnede oyuncu olarak fazlasıyla yetersiz bulduğumu söylemeliyim.

Oyunun hiç mi güzel yanları yoktu. Vardı elbet. Cadılar, hem reji ve anlatılmak istene hizmet anlamında, hem de oyunculuklarda çok iyiydi. Müzik gayet başarılı ve güçlüydü. Doğru yerlerdeki vurgular, bazen insanı başka yerlere götürüyordu. Sahne tasarımı yine gayet başarılıydı ki, en basit yöntemle en çok şeyi anlatabilmek zaten başlı başına bir başarıdır.

Evet, O akşam Oyun Atölye’sinin Macbeth’ine giderken çok farklı şeyler hayal etmiştim. OLMADI…Üzgünüm canım bir dahaki sefere dedim kendime.

Ayşe Burcu Eren Önen

Bu yazıya Yorum Bırakabilir veya Sitenizden Geribildirim gönderebilirsiniz.
Powered by WordPress | Visit www.iFreeCellPhones.com for Free Cell Phones. | Thanks to Palm Pre Blog, MMORPG and Fat burning furnace review