Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Bir Tarihçinin Ardından: İlber Ortaylı ve Hafızanın Önemi

Bir Tarihçinin Ardından: İlber Ortaylı ve Hafızanın Önemi

Bir Tarihçinin Ardından: İlber Ortaylı ve Hafızanın Önemi

Bir Tarihçinin Ardından: İlber Ortaylı ve Hafızanın Önemi
Halit Basık – Onuncu Köy Gazetesi
Tarih yalnızca geçmişi anlatmaz.
Tarih, bir milletin hafızasıdır.
Hafızasını kaybeden toplumların yönünü kaybetmesi ise kaçınılmazdır.
Türkiye’nin yakın döneminde bu hafızayı diri tutmaya çalışan isimlerden biri de hiç şüphesiz Prof. Dr. İlber Ortaylı oldu. Akademik dünyadan televizyon ekranlarına, üniversite kürsülerinden konferans salonlarına kadar uzanan geniş bir alanda tarih bilincini anlatmaya çalışan bir tarihçiydi.
Ortaylı’nın en önemli özelliği yalnızca tarih anlatması değildi.
O, tarihin aynı zamanda bir medeniyet meselesi olduğunu hatırlatıyordu.
Osmanlı’yı anlatırken yalnızca bir devlet yapısını değil; kültürü, hukuku, şehirleri ve insanı anlatıyordu. Bir imparatorluğun yalnızca savaşlarla değil, kurumlarla ve şehirlerle ayakta durduğunu vurguluyordu.
Bu yüzden onun konuşmalarını dinleyenler sadece bir tarih dersi değil, aynı zamanda bir medeniyet dersi alıyordu.
Türkiye’de tarih anlatımı uzun yıllar ya ideolojik kampların içine sıkıştırıldı ya da kuru akademik metinlerin arasında kayboldu. İlber Ortaylı ise bu iki uç arasında farklı bir yerde durdu. Bilgiyi sadeleştirdi, ama basitleştirmedi.
Bu kolay bir şey değildir.
Çünkü bilgiye sadık kalmak ile halkın anlayacağı dili kurmak arasında ince bir çizgi vardır. Ortaylı bu çizgiyi kurabilen nadir isimlerden biriydi.
Bugün Türkiye’de tarih konuşulabiliyorsa, gençler Osmanlı’yı, şehir tarihini veya kurumları merak ediyorsa bunda onun katkısı büyüktür.
Ama mesele yalnızca bir tarihçinin hayatı değildir.
Asıl mesele, toplumların hafızasıdır.
Bir toplum geçmişini öğrenmeden geleceğini inşa edemez. Tarihi bilmeyen bir millet, aynı hataları tekrar etmeye mahkûm olur. Bu yüzden tarihçiler yalnızca akademisyen değildir; aynı zamanda toplumun hafızasını taşıyan insanlardır.
Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı da tam olarak budur:
Hafızasını kaybetmeyen bir toplum.
Hatay gibi kadim şehirlerde yaşayan bizler için bu mesele daha da önemlidir. Çünkü bu topraklar yalnızca bir şehir değil; binlerce yıllık bir medeniyetin izlerini taşır.
Antakya’dan Payas’a, Reyhanlı’dan Samandağ’a kadar her taşın altında başka bir tarih yatar.
Tarih, yalnızca kitaplarda değildir.
Tarih, şehirlerin sokaklarında yaşar.
Belki de İlber Ortaylı’nın bize en büyük hatırlatması buydu:
Bir millet geçmişini hatırladığı sürece ayakta kalır.
Unuttuğu gün ise yalnızca tarihini değil, kendisini de kaybeder.
Bugün bir tarihçinin ardından konuşurken aslında şunu hatırlamak gerekir:
Tarihçiler gider.
Ama bıraktıkları hafıza kalır.
Ve o hafıza, bir milletin en güçlü dayanağıdır.
Halit Basık
Onuncu Köy Gazetesi