Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

KUZULARIN SESSİZLİĞİ VE KOÇLARIN YÜNÜ: ONUNCU KÖYDEN BİR ESAT PAŞA DERSİ

KUZULARIN SESSİZLİĞİ VE KOÇLARIN YÜNÜ: ONUNCU KÖYDEN BİR ESAT PAŞA DERSİ

KUZULARIN SESSİZLİĞİ VE KOÇLARIN YÜNÜ: ONUNCU KÖYDEN BİR ESAT PAŞA

KUZULARIN SESSİZLİĞİ VE KOÇLARIN YÜNÜ: ONUNCU KÖYDEN BİR ESAT PAŞA DERSİ
Dünya kurulduğundan beri iki sınıfın kavgası hiç bitmedi: Alın teriyle tezgahının başında “kuzular” gibi sessizce üretenler ve devletin, dinin ya da hukukun gölgesinde “koçlar” gibi semirenler. Ne zaman hazine tamtakır olsa, ne zaman bir yerlerde yönetim krizi baş gösterse, akla gelen ilk “dahiyane” çözüm hep aynıdır: Kuzunun derisini yüzmek!
Şam Valisi Esat Paşa’nın o meşhur hikayesi, sadece bir kurnazlık öyküsü değildir. O, yüzyıllardır değişmeyen bir “bürokrasi ve sömürü” anatomisidir. Paşa’nın danışmanları, hazineyi doldurmak için hemen dokumacılara, yani esnafa, yani halkın kılcal damarlarına yeni vergiler salınmasını teklif ederler. Çünkü onlara göre “halk” dediğin, derisi yüzülse de sesi çıkmayan bir sürüdür.
Makamın Gölgesinde Semirenler
Esat Paşa’nın dehası burada devreye girer. O bilir ki; halkın derisini yüzmek, o canlıyı bir kez öldürmek demektir. Ölü hayvan bir daha yün vermez, ölü halk bir daha üretim yapmaz. Paşa gözünü “koçlara” diker. Kimdir bu koçlar?
• Dini otoriteyi (Müftü) zırh yapıp evinde günah biriktirenler,
• Adaleti (Kadı) pazar yerine çevirip rüşvetle tartı kuranlar,
• Devletin kayıtlarını (Defterdar) kendi lehine tahrif edenler.
Bu adamların korkusu, halkın açlığından büyüktür. Çünkü kaybedecekleri sadece paraları değil, o sahte itibar maskeleridir. Paşa, “Özel hayatını biliyorum” dediğinde Müftü’nün, “Rüşvetini duydum” dediğinde Kadı’nın döktüğü o binlerce altın, aslında halkın yıllardır emilen kanıdır.
Modern Zamanın Deri Yüzücüleri
Bugün dönüp etrafımıza bakalım. Ekonomik bir darboğaza girildiğinde “danışmanların” ilk önerisi ne oluyor? Dolaylı vergiler, temel tüketim maddelerine zamlar, yani dokumacıların tezgahındaki emeğe el koymak. Bu, kuzunun derisini yüzmektir. Oysa sistemin çarkları arasında, denetimsiz ihalelerle, vergi aflarıyla, liyakatsiz makamların imkanlarıyla semirmiş nice “koçlar” var.
Esat Paşa’nın 200 kese altını toplarken izlediği yol bize şunu fısıldar: Servet, üretim yapanın cebinde değil; o üretimi denetlemekle görevli olup da yolsuzluğun bekçiliğini yapanın kasasında birikir.
Sonuç: Dokunulmaz Koçlar ve Bitmeyen Kırkım
Onuncu köyden bakınca manzara nettir: Bir ülkede adalet, kadının vicdanı ile rüşveti arasında; ahlak, müftünün vaazı ile gizli hayatı arasında sıkışmışsa, orada hazineyi doldurmanın yolu fakirin sofrasından geçmemelidir.
Gerçek devlet adamlığı, zayıfı korumak için güçlünün (ve kirlenmişin) tüylerini kırpmayı gerektirir. Eğer bir yönetim, krizin faturasını sadece “kuzulara” kesiyorsa, o kışın sonunda elinde ne yün kalacaktır ne de kuzu.
Unutulmasın ki; derisi yüzülen kuzu bir defa ölür ama yünü kırkılan koç, her mevsim yeniden kırkılmaya mahkumdur. Mesele, o makası kimin, kimin için kullanacağıdır.
Çünkü doğruları söyleyenlerin yeridir onuncu köy; ve biz biliyoruz ki, o makas asla dokumacıya uzanmamalıdır.