“Benim Azra’m Üzüldü, Sıra Seninkinde REİS!”
Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı’na atanan Harun Karahan’a hoş geldin mektubu;
Devletin menfaatini, doğmamış yetimin hakkını savunmanın bedeli; ters kelepçe, ilaçsızlık, hücre ve çıplak arama işkencesi mi olmalıydı?
13 Kasım 2025’te, Hatay’da usulsüzlükleri, kamu zararlarını ve yolsuzlukları bir bir ifşa eden gazetem Onuncu Köy’ün ve kalemimin susturulması amacıyla haksızca tutuklandım.
Sadece doğruları yazdığım için uğradığım bu operasyon, yalnızca özgürlüğüme değil; yaşam hakkıma ve insanlık onuruma karşı organize bir zulme dönüştü.
Aort damarı genişlemesi, tansiyon, şeker ve prostat gibi ölümcül risk taşıyan kronik rahatsızlıklarım bilinmesine, kolluk kuvvetlerine o an hastane kaydımın açık olduğunu ve ölçüme gittiğimi beyan etmeme rağmen; Hatay KOM Müdürlüğü tarafından adeta bir TERÖRİST gibi ters kelepçeyle, karga tulumba gözaltına alındım.
Eşimin görev yaptığı hastanede, darp raporu alınırken kelepçe takmayın dememe rağmen inadına kelepçelerim sökülmedi; onurum kırılmak istendi.
Halbuki onlarda biliyordu suçsuz olduğumu devletimin milli değerlerini koruduğumu
Ağadan fazla ağacılık olacakki Hatay adliyesinden Kilis cezaevine karar arabanın koltuğuna kelepçelendim!
Kilis’ten Adıyaman Cezaevine Uzanan Onur Kırıcı Muamele
Kilis Kapalı Cezaevi’nde prostat ilaçlarım günlerce verilmediği için sabaha kadar bir tuvalet köşesinde idrara çıkamayarak acılar içinde kıvrandım. Kilis Devlet Hastanesi’nin “ancak açık kalp ameliyatı yapılabilecek bir yerde ceza yatabilir” raporuna rağmen, bir gece yarısı operasyonuyla Adıyaman Cezaevi’ne sürgün edildim.
“Son günlerde” çıplak aranma dosyasında sosyal medyanın ve aktivistlerin yüksek sesle haykırdığı “Çıplak arama işkencedir, cinsel şiddettir, suçtur!” gerçeğiyle o cezaevinin kapısında bizzat yüzleştim. Kiliste askeriyenin arabasıyla nakledildim Askerden Askere teslim edildim Yaşıma, hastalığıma bakılmaksızın, utanç duyulacak şekilde çırılçıplak arandım, onurum çiğnenmek istendi. Kendimi ne zaman öleceğimi beklediğim bir baskıda buldum.
Sayıştay Raporları Haklılığımın Tescilidir
Ben o hücrede hayata tutunmaya çalışırken, 58 gün sonra Allah yüzüme baktı ve tahliye oldum.
Çok geçmeden Sayıştay raporları yayımlandı:
Benim kaleme aldığım, canım pahasına üzerine gittiğim usulsüzlüklerin ve kusurların 50 katını, 100 katını Sayıştay resmi raporlarıyla tescil etti! Devletin malını çarçur edenler dışarıda elini kolunu sallayarak gezerken, kamu yararını savunan bir gazeteci ölüme terk edildi.
“Benim Azra’m Üzüldü, Sıra Seninkinde REİS!”
Bu süreçte ben direndim, kalbime şok tedavileri uygulandı, ablasyon ameliyatlarına gittim ama yıkılmadım.
Fakat bu zulüm dairesinde asıl kurşunu ailem yedi.
Benim ikiz kızların, benim Azra’m& Zara’m torunlarım günlerce gözyaşı döktü, kahroldu.
Bir babayı evladının gözyaşıyla sınadılar.
Bugün buradan bu mülki idareye, bu adaletsiz mekanizmaya sesleniyorum:
Benim Azra’m üzüldü, benim ailem bu acıyı çekti! Şimdi soruyorum; bu darülharp zihniyetiyle, bu hukuksuz uygulamaları yapanların kızları Azra’ları Zara’ları yok mu?
Devletin menfaatini koruyan her dürüst insanı bu çarkın dişlileri arasında öğütecek misiniz?
Zalimin zulmü varsa, doğrunun da Allah’ı var! Kalemimi de, onurumu da, evlatlarımın hakkını da bu çürümüş düzene teslim etmeyeceğim.
“Benim Azra’m Üzüldü, Sıra Seninkinde REİS!”
Halit Basık
Gazeteci / Onuncu Köy Gazetesi İmtiyaz Sahibi
