İlber Ortaylı’nın Cenazesi Daha Toprağa Verilmeden…
İlber Ortaylı’nın cenazesi daha toprağa verilmeden, tıpkı Tarık Akan’da olduğu gibi, her yerden eleştiriler ve saldırılar yağmaya başladı.
Yahu bu ülkede ölüye taş atmak, diriye methiye düzmek bir gelenek mi oldu?
Birçok kişi elini klavyeye koyup ölüm haberini duyar duymaz adeta yarışa giriyor:
“İlk kurşunu ben sıkayım.”
Bu coğrafyada birini sevmemek için çok uğraşmanıza gerek yok.
Arayan yüz tane sebep bulur.
Siyasal görüş…
Memleket farkı…
Din…
Mezhep…
Tuttuğu takım…
Sevdiği sanatçı…
Söylediği şarkı…
İçtiği içki…
Giydiği elbise…
Velhasıl biz birbirimizi sevmemeye, arkamızdan konuşmaya sanki genetik olarak programlanmış gibiyiz.
Tarih bunun örnekleriyle dolu.
Lenin’i öven Stalin…
Solcu olup birbirine düşman olanlar…
Atatürkçüyüz deyip birbirini yiyenler…
Müslümanım deyip birbirine dinsiz diyenler…
Aynı mezhepten olup farklı tarikatlarda kavga edenler…
Aynı memleketli olup birbirine yabancı olanlar…
Aynı takımı tutup birbirinden nefret edenler…
Yani biz birbirimizi sevmemeye, nefret etmeye klonlanmış gibiyiz.
Keşke insan öldükten bir ay sonra yeniden dirilip arkasından kimlerin neler söylediğini öğrenebilse…
Sanırım çoğumuz için bu, büyük bir hayal kırıklığı olurdu.
Çünkü gerçek şu:
Hiç kimse mükemmel değil.
Hepimizin hataları var.
Eksikleri var.
Yanlışları var.
Doğrularımız olduğu gibi…
Neticede insanız.
Bazen kendi tercihlerimizden bile pişman oluyoruz.
O yüzden fazla kasmaya gerek yok.
Geldik… yaşadık… ve bir gün gideceğiz.
Arkamızdan iyi de konuşulacak, kötü de.
Ama bari bir durun…
Toprağa girsin be kardeşim.
